Batı emperyalizmine, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ne!. Asıl oyun kurucu bu ülke… ABD, 1938’den sonra planlı olarak girdi. Marsahall yardımı ve yerli işbirlikçilerini kolay elde ederek,

                                               BATI SÖMÜRGECİLİĞİ VE TÜRKİYE 2

                Batı emperyalizmine, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ne!. Asıl oyun kurucu bu ülke… ABD, 1938’den sonra planlı olarak girdi. Marsahall yardımı ve yerli işbirlikçilerini kolay elde ederek, önce sinsi, bugün ise açık olarak ülkemize düşmanlık yapmaktadır. Çünkü Ortadoğu’da kalkınmış, mutlu ve bağımsız bir Türkiye istemiyor. Onun yerine zayıf, kişiliksiz, kendi kendine yetmeyen bir Türkiye isteniyor.

                Batı dünyası bilimde, felsefede, sanat ve ekonomik gelişmede çok göz kamaştırıcı diyebileceğimiz başarılar gösterdi. Toplumları etkileyip, başarıları ile dünya tarihine değişim getirdi. Bu yönden ilgi ve saygıyı hak ediyor. Lakin Batı uygarlığı bunlardan ibaret değil ki! Öncelikle homojen bir uygarlık değil. Bir yandan güzel işlere imza atarken, bir yandan da korkunç çirkinlikleri işlemekten çekinmiyor. Tıpkı” Gülün dikeni var.” Dedirttiriyor.

                Türk toplumunun Batı’ya yaklaşımı eksik ve çarpık, özellikle Tanzimat’tan bu yana aydınlarımız yalnız “ Güzel Batı “ olarak görüyor ve gösteriyorlar. Bugün bile Batı’nın her şeyini gözü kapalı kabullenip yanlış işler yapıyor ve zararını da millet olarak bizler çekiyoruz.

                Avrupa kaynaklı tarih kitaplarına baktığımızda Amerika’nın ve dünyanın diğer bölgelerinin, Kolomp, Cortes, Pizarro gibi sömürgenlerce istilasını “keşif” olarak isimlendiriyor. Kristof Kolomp Amerika’yı keşfetmedi, istila etti. Çünkü Amerika’da başka insanlarda yaşıyordu. İşin ilginç yanı Türkiye’nin bilim adamı, profesörü, öğretmeni olan aydınları bu yalanları olduğu kabul edip insanımıza, gençlerimize doğru bilgi diye öğretiyorlar. Neden Bilimsel yöntemimiz eksik, düşünme ve eleştirme yeteneğimiz eksik olduğu için, aktarmacılık kolayına kaçıyorlar.

                Bugün ne yazık ki, bazı politikacı, bazı bilim adamları, bazı gazeteciler ne yazık ki dış düşmanlarımızla işbirliği içindeler. Türkiye’yi bize çok görüyorlar. Batı hayranı idareci ve aydınlarımız “zinde güçler diyelim” derin uyku içindeler.  ABD, AB, IMF, Dünya Bankası ne derse yapıyorlar. ( örnek mi istersiniz. Tarım- özelleştirme- S-400’lere bakmak yeter.)

                Dün sömürgeci Cortes başkalarının ülkesini av olarak görüyordu. Bugünkü Batı kafası da aynıdır. Bütün dünya, Türkiye dahil bütün ülkeler onların gözünde avdır. Liberalizm, küreselleşme, IMF, Avrupa Birliği ise birer av aracından başka bir şey değildir. Dikkatle incelenirse Bush’un Irak’ta yaptığı ile Cortes’in yaptıkları arasında pek fark yoktur. Cortes, Aztek ülkesini işgal ederken yerli işbirlikçileri kullanmışsa, Bush’ta Irak’ta aynısını yapmıştır. Ülkemiz için yapmayacaklarının garantisi yoktur.

                Bernal Diaz’ın gördüklerini özetleyelim: Düzenli, geniş ve sanat yapıtlarıyla süslü ve kalabalık bir yer. Bir İspanyol ise saraya sadece dolaşmak için gittiğinde tamamını gezemeden yorulduğunu anlatmıştır. Charles- Quint’e yazarken, Cortes Avrupa’da bu kadar görkemli yapı görmediğini söylemekten çekinmemiştir. Ama Salamanca kentini yok etmekten de geri kalmamıştır.

                Gelelim bizim aydınlarımıza, romancılarımıza, tarihçilerimize Kolomb’un ve Cortes’lerin torunları bizi tarihimizden sorumlu tutuyorken biz neden Avrupalıyı kanlı tarihinden sorumlu tutamıyoruz. Silik, pısırık, böylesine teslimiyetçilik zincirinden kurtulup özgürce ne zaman konuşacağız.

                 Bizde ki sözde aydınlar, Avrupalı aydınların kuyruğu olmuş ülkemdeki etnik gruplara özgürlük diye kıyameti koparırken, Avrupalı aydınlar kendi ülkelerindeki etnik gruplara hiç yer vermezler. Hatta onların asimile olması için her türlü yolu mübah görürler. Almanya ve Hollanda ülkelerindeki Türk çocuklarının anadillerini konuşmalarına bile tahammül edemezler.

                Oktay Sinanoğlu diyor ki dünyada araştırılacak bir milyar konu varsa, Avrupalı bile bunun yüz binini araştırabiliyor. Peki bunları nasıl seçmiş? Kendi ulusal çıkarları ölçüsüne vurarak. Bizde kalandan hiç olmazsa beş binini seçip kendi ulusumuzun çıkarlarına vurarak seçip araştırırsak bilme katkıda bulunur, gelişiriz.

                Avrupa insanlarının cehaleti ve bağnazlığı, Aztek uygarlığının sonu olacak sadece küllerini bırakacaktı. Meksika’nın ilk İspanyol piskoposu Juan de Zumarrege, elde edebildiği bütün Aztek kitaplarını ve el yazmalarını toplattı. Tlaltelolca alanında büyük bir “pramit” yaptırarak yaktırdı. Bu iğrenç ve barbarca kıyım Meksika’nın her tarafında tekrarlandı. Böylece Aztek kültürü Avrupalının hoyrat eliyle yok edildi.

 Bu da gösteriyor ki kitap yakanlar arasında Avrupalı da yer alıyordu. Avrupalılar kendi yaptıklarına bakmaz, başkalarını Arapları, Moğolları ve Türkleri suçlarlar. Tabii vur abalıya. Soykırım konusunda da böyledir. Aydınımız da her şeyiyle Batı’da beslendiği için, bu yalanları yutar. Batılının oyununu fark etmez, kimisi onun ideolojisine alet olur. Aydınımızın çoğu tembel, nakilcidir. Kuşku araştırmacı değildir. Kafasındaki tek ölçüt Tanzimat’tan bu yana Avrupalının her dediği doğru, her yaptığı iyidir.

                Aydınlarımız bilimsel yöntemin gereği olarak, Batı dahil, her türlü otoriteden bağımsız şekilde düşünmek ve araştırmak zorundadır. Bütün politikalar Türk halkının gözlemlerinden kaynaklanmalıdır

                Dünden bugüne Avrupalıya bakalım, Pizarro’dan bugüne kadar belli bir karakteri var ki bu karakter, haris, açgözlü ve kurnaz olmak. Avrupa hep avcı, diğer milletler hep avdır. Nasıl mı diyeceksiniz? Takvimler 1529 Temmuz’u gösterdiğinde Pizarro kendisine İnkaların ülkesini (Peru) istila ve yönetme hakkını veren berata kavuşmuş bulunuyordu.

                1531 yılında Pizarro ve Almagra, İnka İmparatorluğu’nu istila etmek üzere birkaç yüz kişiyle yeniden yelken açtılar. Şarlken’in desteğiyle çok daha özgün uygarlığı yok edeceklerdir. Bu anlattığımızı bugüne çevirirsek, Avrupa bize dost gibi yaklaşıyor. Gerçek amaçlarını “ demokrasi, insan hakları, işbirliği, ortak refah” gibi yaldızlı laflar altına gizliyor. En büyük amacı bizi Pazar haline getirmek ekonomik kaynaklarımızı ele geçirmektir. AB ve ABD de bunu uyguluyor. Ülkemizi yönetenler kendine gelmeli teslimiyetçi politikalara son vermelidir.

                İspanyol Pizarro, İnkaların siyasi bir kriz yaşadığı sırada içerden elde ettikleri işbirlikçilerle İnkaları yendiler. İnkalar için Pizarro bir dost değil haşin ve yağmacıdır. Günümüze gelince insanın aklına ABD askerlerinin askerimize çuval geçirmesi, dost maskesinin çıktığını gösteriyor. Bizi PKK/PYD ile oyalarken, Barzani ve Talabani haydutlarının devlet ilan etmek için denize ulaşacak bir koridor bulsalar, bizi ve Irak merkezi hükümetini bile dinlemeyecekler.

                Peru, İnka uygarlığının ihtişamı karşısında İspanyolların hırsını kamçıladı. Pizarro ve rahip Atahualpa halka tek nedeni elinde İncil ile dini yaymak için geldiklerini söylüyorlardı; ama asıl gayelerini gizliyorlardı. Bu durumda günümüzde tarikatçılığın ülkemizdeki durumunu ortaya koyuyor. Yayımlanan tüm AB ilerleme raporlarında hiçbir bilgi yokken, eleştirilmeyen kurumumuzun kalmaması da manidar. Özellikle Fetullahçılığın arkasında AB ve ABD’nin olduğu kesin.

                Günümüzde ABD daha çabuk ve daha fazla insan öldüren silahlara muazzam paralar yatırmakta, bu amaçla büyük araştırma-geliştirme (arge) programları yürütmektedir. Bu başarılarını da “ küreselleşme “ palavrası ile “demokrasi ve insan hakları” kılıfı altında yeni sömürgecilikte kullanıyor. Geçmişte Avrupa aristokratları sömürgeciliği “altın” bunalımıydı. Bugünün Avrupa’sında   akla gelen ilk doğal kaynak “ petrol” oluyor. ABD’nin Afganistan ve Irak’ta ( ileride Türkiye’ye)  saldırısının altında doğal kaynakları ele geçirme olacaktır.

                Geçmişte Cortes de Aztek ülkesine saldırıya geçerken bin kadar Kızıldereli ona destek sağlamıştı. Bir süre sonra onlara Tlascalalı savaşçılar da eklendi. Yabancılar içerden işbirlikçi bulmadıkça o ülkeyi sömüremezler. Afganistan, Irak için olsun Türkiye içinde durum aynıdır. Bunları elde etmek isteyen Batılıların iki yeteneği etkilidir.

1-      Yeni teknolojileri her alanda ve sürekli birbirini izlemekte,

2-      Devamlı uzun vadeli planlar yapar. Kuşaklar arası işbirliği ve dayanışmayı gerçekleştirme de başarılıdırlar.

Bugünkü devasa Batı zenginliğinin kökeninde yatan en önemli faktör hırsızlık, talan ve zulüm.. Ekonomik birikimin iki önemli kaynağını, karşılıksız, beş kuruş ödemeden elde etmişler.

Günümüz ABD’nin, hatta AB’nin Doğu’ya yalnızca petrol hırsıyla harekete geçtiğini sanmayalım.      Saygılarımla                                                                İbrahim Ayan

Kaynaklar:

1-      Sömürgeleşen Türkiye Cihan Dura İletişim yay.

2-      Türkiye’de Çağdaşlaşma  Niyazi Berkes YKB yay.

Kitaplarından yararlanılmıştır.