“BÜYÜK AFETTE DEVLET, STK’LAR VE MEDYA İYİ BİR SINAV VERDİ”

Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı, “Asrın felaketi” olarak nitelenen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından kent özelinde hızla uygulanan ‘afyonsizinle.org’ platformu aracılığıyla özgün bir yönetişim modelinin hayata geçirildiğini söyleyerek, “Bu platform sayesinde hızlı, yerinde ve pratik tespitlerle sivil toplum, medya ve afetzedeler için aktif bir buluşma zemini oluşturuldu” dedi

RTÜK İletişim Dergisi son yayınında Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı’nın “Doğal Afetlerde Yönetişim ve Medya” konulu yazısına yer verdi.

 “KAHRAMAN MARAŞ MERKEZLİ DEPREMLER ASRIN FELAKETİDİR”

Vali Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı, doğal afetlerin tanımı itibariyle meydana geldiği toplumun sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel faaliyetlerini önemli ölçüde aksatan, can ve mal kayıplarına neden olduğunu belirterek, “Doğal afetler büyük ölçekte yerel imkânlar veya yerelde tek bir kurum vasıtasıyla baş edilemeyen doğa olaylarını kapsar. Doğal afetlerle, güneyden kuzeye, doğudan batıya tüm ülkeler küçük veya büyük ölçekli tarihin tüm zamanlarında karşılaşmışlardır. Bu anlamıyla, günümüzde afetlerle karşı karşıya kalan ülkeler; bu kaçınılmaz, önlenemez ancak önlem alınabilir, hasar ve kayıpları azaltılabilir afetlere karşı gerek politik gerek ekonomik gerekse kültürel olarak hazırlık yapmaktadırlar. Uluslararası ölçekte en büyük afet veri tabanına sahip olan Afet Araştırma ve Epidemiyoloji Merkezi’nin acil durumlar veri tabanında 20 yılda dünya çapında 7348 doğal afet olayının rapor edildiği belirtilmiştir. Bu afetler yaklaşık 1,23 milyon can kaybına neden olurken toplamda 4 milyardan fazla insan bu afetlerden etkilenmiştir. Bu yıllar arasında meydana gelen afetlerde devletlerin ekonomik kaybı ise yaklaşık 3 trilyon dolardır. Ülkemizin son yıllarda yaşadığı en büyük afet ise 11 ilimizi ve 14 milyondan fazla vatandaşımızı etkileyen 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri olmuştur.” dedi.

“AFET NİTELEMESİNDE ÇEVRESEL ETKİ TEMEL ALINIR”

“Bir doğa olayını afete dönüştüren şey yıkımdır.” diyen Vali Yiğitbaşı, “Tüm dünyada eş zamanlı olarak sayısız doğa olayı yaşanırken, bu olayların insan yaşamına ve yapılı çevreye olan etkileri, onu afet olarak nitelendirmek için temel alınmalıdır. Örneğin; depremlerin yıkıcı etkilerinin en aza indirilmesi, depremi yıkıcı bir afet olmaktan çıkarabilir. Hatta depremin olası zararlarını minimize edebilecek önlem ve hazırlık süreçleri afet riskini azaltarak toplumsal süreçlerin aksamasını engellerken can ve mal kaybını da en aza indirecektir. Dolayısıyla, afet öncesi süreçleri iyi yönetmek, herhangi bir doğa olayının afete dönüşmesini zorlaştıracaktır. Ülkemizde yaşanan afetlerden elde edilen tecrübeler doğrultusunda afet ve acil durumların etkin bir şekilde yönetilmesi amacıyla, 2009 yılında Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) kurulması ile ‘Kriz Yönetimi’ anlayışından ‘Risk Yönetimi’ anlayışına geçilmiştir. Afet öncesi hazırlık, planlama ve risk azaltma çalışmaları, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri, erken uyarı ve kesintisiz haberleşme projeleri ile afetin zararlarını en aza indirmeye çalışan bir afet yönetim sistemi oluşturulmuş ve ‘Bütünleşik Afet Yönetim Sistemine’ geçilmiştir. AFAD Başkanlığının kurulması ile birlikte küresel olarak kabul gören afet döngüsünün basamakları ülkemizde uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye Afet Risk Azaltma Planı (TARAP), afet risklerini azaltmak için AFAD koordinasyonunda hazırlanmış ulusal bir plandır. Bu plan, ülkemizde yaşanabilecek her tür ve ölçekteki afet için risk azaltma çalışmalarını yapacak kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, özel sektör, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve gerçek kişileri kapsamaktadır. Bu bağlamda, devlet tüm kurumlarıyla en gerekli ve önemli aktörlerden biri olarak afet gibi olağanüstü durumu yönetebilecek yegâne güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Afet öncesi, sırası ve sonrasında yapılacak tüm hazırlık, müdahale ve iyileştirmeler, kapsamı ve etkinliği göz önüne alındığında ancak bir devlet mekanizması tarafından veya devletin koordinasyonunda hayata geçirildiğinde tam anlamıyla yerine ulaşacaktır. Merkezi yönetimden yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarından özel sektör temsilcilerine uluslararası yardım organizasyonlarından ulusal müdahale ekiplerine kadar geniş bir yelpazede görev ve sorumluluk dağılımı yapan afet yönetişimi, hem afet öncesi hem afet sonrası süreçlerde daha etkin bir yönetim modeli ortaya koymaktadır.” ifadelerini kullandı.

“MEDYA KAMU YARARINI GÖZETEREK HAREKET ETMELİDİR”

KÖKSAL, “HEMŞEHRİLERİM, KRONİKLEŞEN SORUNLARI YILLARDIR ÇÖZEMEYEN BİR PARTİYE TEKRAR OY VERMEYECEKTİR” KÖKSAL, “HEMŞEHRİLERİM, KRONİKLEŞEN SORUNLARI YILLARDIR ÇÖZEMEYEN BİR PARTİYE TEKRAR OY VERMEYECEKTİR”

Çok aktörlü ve çok boyutlu afet yönetişim sürecinde, önemli bir diğer görev ve sorumluluğun medyaya düştüğünü dile getiren Vali Yiğitbaşı, “Medya, bir afetin özellikle psikolojik etkilerini yönlendirebilecek güce sahiptir ve bu gücün doğru kullanılması afet yönetişimi açısından kritik bir konumdadır. Gazeteci ve habercilerin, haber verme görev ve sorumluluklarını yerine getirirken göz önünde bulundurmaları gereken en önemli husus kamu yararıdır. Afet dönemlerinde yaşanan belirsizlik ve korku, vatandaşların bilgiye ulaşma ihtiyaçlarıyla birleşerek medyaya olan ilgi ve bağımlılığı artırır. Dolayısıyla, afet yönetişiminin önemli bir parçası olarak medya aktörlerinin, etik ilkeler ışığında kamu yararını gözetmeleri, kamunun doğru bilgilenmesini sağlamaları afet yönetimi açısından kritik bir öneme sahiptir. Buna ilaveten, medyanın afet karşısındaki tutumu, devlete ve afet yönetişiminin diğer aktörlerine olan güveni de etkilemektedir. Haber metinlerinin içeriği, sunucuların tavırları ve ekranlara taşınan kesitler, özellikle devlet kurumlarına olan güveni zedelediğinde, bundan en çok zararı gören afetzede vatandaşlarımız olmaktadır. Medyanın insanları yönlendirme gücüne ve kamuoyu üzerindeki etkisine bir örnek olarak Amerika’da 1938 yılında Orson Welles’in yönettiği radyo tiyatrosu sırasında yaşanan olay örnek verilebilir. Bu olayda radyo tiyatrosundan ‘Marslılar Dünya’yı işgale geldi’ cümlesi okununca, dinlediklerini ciddi bir haber bülteni sanan Amerikalılar, uzaylı istilasının gerçekten yaşandığını düşünerek büyük bir panik içinde sokaklara döküldü. Benzer şekilde, 2019 yılında İstanbul’da asılsız bir şekilde sosyal medyadan yayılan ‘Ayça’nın abisiyim. Arama kurtarmada çalışıyorum. Gece 4’te deprem olacak.’ ses kaydının yayılması sonucu çok sayıda vatandaş geceyi sokakta, parkta ve otomobillerinde geçirmişti. Yine önemli bir örnek olarak, pandemi sürecinde medyada dolaşan yanlış ve teyitsiz bilgilerin ‘infodemi’ kavramını ortaya çıkarması verilebilir. Bu süreçte, tüm kurumlar ve kamuoyu salgın hastalıkla birlikte yanlış bilgilerle de savaşmak zorunda kalmıştı. Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘iyi veya kötü her türlü bilginin paylaşılmasının, insanların güvenilir kaynak ve rehberlik arayışlarını zorlaştırması’ olarak tanımladığı infodemi, mücadele edilmesi gereken bir salgın olarak görülmektedir.” ifadelerine yer verdi.

“OLAĞANÜSTÜ HALLERDE MEDYA PROFESYONELLERİ HIZLI HABER KADAR TEYİT EDİLMİŞ HABERİ KAMUOYU İLE PAYLAŞMALI”

Büyük afette devlet, STK'lar ve medya iyi bir sınav verdi

Vali Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı, 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin ardından yapılan tüm çalışmaların ulusal ve uluslararası medya tarafından yakından izlendiğini dile getirerek şunları kaydetti: “Gerek depremin büyüklüğü gerek etkilenen insan sayısı nedeniyle yaşanan bu acı depremler, uzun bir süre tüm dünyanın gündeminde kaldı. Aynı zamanda, deprem bölgesi dışında yaşayan vatandaşlarımızın da bölgeden bilgi alma isteklerinin artması sonucu medyaya olan bağlılık arttı. Bu süreçte, basın yayın kuruluşları, internet habercileri veya youtuberlar tarafından çeşitli manipülatif haberler de yapıldı. Örneğin, Hatay’da asılsız ‘baraj patladı’ paylaşımı, bölgede depremzede vatandaşlarımızın daha fazla paniğe kapılmasına neden olarak ekiplerin arama kurtarma çalışmalarını aksattı. Dolayısıyla, medya bu yönetişim sürecinin önemli bir bileşeni olarak, kamuoyuna doğru ve güvenilir bilgiyi aktararak afetin yaralarının hızla sarılmasına ciddi bir destek verecektir. Bu tür afet dönemlerinde toplumu yanlış bilgilendiren bir medya, asli görevinden uzaklaşmış demektir. Olağanüstü dönemlerde habercilerin ve medya profesyonellerinin haberleri hızlı olduğu kadar teyit ederek kamuoyu ile paylaşması özellikle önem kazanmaktadır.”

“MARAŞ DEPREMLERİNDE 40 VALİ 160 MÜLKİ İDARE AMİRİ GÖREV YAPTI”

Büyük afette devlet, STK'lar ve medya iyi bir sınav verdiVali Kübra Güran Yiğitbaşı, 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan ve ‘Asrın Felaketi’ olarak Türkiye afet tarihine geçen ve 11 il etkileyen depremlerde bakanlar, milletvekilleri, mülki idare amirleri ve belediye başkanlarının bölgeye sevk edildiğini hatırlatarak şunları kaydetti: “Deprem bölgesinde 40 vali, 160 mülki idare amiri görev yaptı. Bunun yanında, sivil toplum kuruluşları öncülüğünde binlerce gönüllü bölgeye akın etti. Koordinatör Vali ve kaymakamlar, sürecin birincil yöneticisi olarak sahada tüm birimleri koordine etti. Bunun yanında doğal afet yönetişiminin gereği olarak, diğer kuruluşlar da bu zorlu sürece dâhil oldu. Birçok depremzede vatandaşımız, çeşitli belediyeler, sivil toplum kuruluşları veya uluslararası örgütler tarafından hızla inşa edilen çadır kent veya konteyner kentlere AFAD aracılığıyla taşındılar. Devlet bir taraftan deprem bölgesinde 3 ay süreyle ilan edilen OHAL kapsamında hızlı ve etkili kararlar alırken, diğer taraftan sivil toplum kuruluşları aracılığıyla ülkemizin dört bir yanından vatandaşlarımız deprem bölgesinde yürütülen çalışmalara katkı sundu. AFAD koordinasyonunda ‘Türkiye Tek Yürek’, ‘Evim Yuvan Olsun’, ‘AFAD Yardım Paket”’, ‘AFAD ÇarşI’ gibi kampanyalarla herkesin depremin yaralarının sarılmasına katkı sunması sağlandı. Afyonkarahisar özelinde ise hızla hayata geçirdiğimiz ‘afyonsizinle.org’ web sitesi ile Afyonkarahisarlı vatandaşlarımızın özellikle şehrimize gelen depremzedelerin eğitim, sağlık, kültür ve psikososyal ihtiyaçlarının karşılanmasına destek olması sağlandı. ‘afyonsizinle.org’ sitesi depremzedeler ile depremzede vatandaşlarımıza yardım etmek isteyen vatandaşlarımızı buluşturmak amacıyla kurulan bir platform olarak, kamuoyunun şeffaf bir şekilde ihtiyaçlar hakkında bilgilendirilmesine katkı sundu. Afyonkarahisar’da bu yenilikçi uygulama aracılığıyla hem depremzede vatandaşlarımızın ihtiyaçları doğru tespit edildi hem de tüm vatandaşlarımızın çeşitli şekillerde depremzede vatandaşlarımıza destek olması sağlandı. Şehrimizdeki birçok sivil toplum kuruluşu da depremzede vatandaşlarımızın ihtiyaçları konusundan doğru bir şekilde bilgilendirildi. Böylece ‘devlet millet ele ele’ sloganından yola çıkarak Afyonkarahisar ölçeğinde devlet, sivil toplum, özel sektör ve vatandaşların tek bir platformda buluşmasına zemin hazırlayan, şeffaflığa dayalı özgün bir yardım kampanyası gerçekleştirildi.

“AFETZEDELER İÇİN AKTİF BULUŞMA ZEMİNİ OLUŞTURULDU”

Büyük afette devlet, STK'lar ve medya iyi bir sınav verdiVali Yiğitbaşı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Şehrimizde ‘afyonsizinle.org’ sitesi ile gelen talepler bebek bezinden sınava hazırlık kitaplarına, ev davetlerinden psikososyal ihtiyaçlara kadar çeşitlendi. Bu platform aracılığıyla özgün bir yönetişim modeli hayata geçirildi. Böylece hızlı, yerinde ve pratik tespitlerle sivil toplum, medya ve afetzedeler için aktif bir buluşma zemini oluşturuldu. Türkiye genelinde de bu tür kampanya ve girişimlerle, yönetişim modeli etrafında devletin en üst kademesinden tek tek tüm vatandaşlarımıza kadar uzanan tüm aktörlerin ele ele hareket etmesiyle depremin yaraları sarılmaya devam ediyor. Sonuç olarak, devlet mekanizmalarının koordinasyonunda birçok farklı aktörün bir araya gelerek iş birliği yapması, afetzedelerin mağduriyetlerinin giderilmesini kolaylaştırmaktadır. Ülkemizin geçirdiği Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde devlet, sivil toplum ve özel sektör aktörlerini yardım kampanyaları, gönüllülük çalışmaları ve diğer faaliyetlerle ortak bir amaç doğrultusunda örgütleyerek afet yönetişim süreci en üst seviyede yürütülmüştür. Medya afet yönetişim sürecinin en önemli paydaşlarından biri olarak, kamuoyuna doğru, güvenilir ve teyit edilmiş bilgiler aktararak yönetişim sürecini kolaylaştırmaktadır. Olağanüstü süreçlerde medya organlarından yayılan asılsız ve teyitsiz haberler kamuoyunu korku ve paniğe sürüklerken, kamuoyu yararı ve etik ilkeler gözetilerek yapılan haberler sürecin sağlıklı bir şekilde işlemesine önemli bir katkı sunmaktadır.”