Arap ve İslam dünyası Aksa harekâtı ve Gazze’ye yönelik olarak yapılan savaş ve bölge

AKSA HAREKÂTI VE İSLAMİ HAREKETLER

Arap ve İslam dünyası Aksa harekâtı ve Gazze’ye yönelik olarak yapılan savaş ve bölge
ülkeleri üzerinde özellikle Lübnan, Yemen, Irak, Suriye ve uluslararası düzlemde birçok
zorluklarla karşı bıraktı.
Gazze’de savaşan İslami güçleri ve hareketleri birçok soru işareti ve görevi ortaya
koyuyor. İslami direniş güçleri Hamas, İslami Cihad, Ensarullah, Lübnan’daki İslami direniş ile
Irak’taki Fecr güçlerini saymak mümkündür.
İslami hareketler içinde 1928 yılında Mısır’da kurulan ve İslam aleminin her yerine
ulaşan Müslüman Kardeşler teşkilatı nam-ı değer İhvan. 1950^’li yıllarda Irak’ta kurulan,
birçok Arap ülkesine yayılan Hizbu’d- Dava, 1953 yılında kurulan Orta Asya’da da etkili olan
Hizbu’t Tahrir. Bunların yaklaşımları selefi, tarikat ve cihatçı akımlarla olan ilişkilerini iyi
bilmek gerekiyor.
· İhvan Harekâtı ( Müslüman kardeşler)
İslam dünyasının en yaygın İslami harekâtıdır. Diğer İslami hareketlerde de etkisi vardır.
Hareket İslam ülkelerinde değişik baskı ve engellemeler yapıldı. İslam dünyasına yayılmasının
önüne bir türlü geçilemedi. Bazı Arap ülkelerinde iktidara bile geldiler. Özellikle Pakistan,
Malezya, Endonezya ve Türkiye’de etkili oldular. Mısır’da Mursi liderliğinde iktidara geldiler.
Lakin başarılı olamadılar. Mısır dahil bazı ülkelerde önde gelen isimleri tutuklu bulunuyor.
Hamas ve Gazze savaşı İhvan’ın bir ürünü olarak görülüyor.
· Hizbu’d Dava ( İslami Dava Partisi)
Irak’ta kuruldu ama birçok İslam ülkesine de yayıldı. Lider kadrosu değişik ülkelerden di.
İhvan ve Hizbu’t Tahrir deneyimlerinden yararlandığı kabul edilir. Lübnan’da etkili olan
üyeleri direnişlerde önemli roller üstlendiler. İran devriminin başarısı ve Saddam Hüseyin’in
öldürülmesinden sonra Irak’ta partiye dönüştü. Yönetici konumundakilerin yolsuzluk ve Irak
iç krizlerinde entelektüel başarısızlıkları sonucu büyük sorunlarla uğraşıyor. Fikri ve siyasi
projesine dair bir vizyon belirlemeye çalışıyor. Filistin davasına sahip çıktığını belirten
bildiriler yayımlıyor.
* Hizbu’t Tahrir
İslam dünyasından Orta Asya’ya kadar bir yayılma başarısı gösterdi. Hilafetin geri getirilmesi
düşüncesine sahip olmasına rağmen hedeflerini gerçekleştirilemedi. Çünkü lider konumuna
gelen kişilerin siyasi gerçeklikten uzak düşüncelerinin olması etkili oldu.

Hemen belirtelim ki Hizbu’t Tahrir varlığını bildiriler yayımlamak, çevrim içi ya da yüz yüze
konferanslar yoluyla varlığını koruduğu gibi İslam dünyasının sorunlarına çözümün bulunması
için hilafetin kurulmasını beklemekle yetiniliyor.
*Cemaati İslam
Cemaati İslam’ın askeri kanadı ‘Fecr Kuvvetleri’ kimdir? Kim tarafından komuta ediliyor?
Çatışma hattına nasıl girdi Gerçekten güney sınırında operasyonlar mı yürüttü, yoksa
operasyonları birileri mi yürüttü ve sorumluluğunu Cemaati İslam mı üstlendi?
‘Fecr Kuvvetleri’nin ilk ortaya çıkışı, İsrail ordusunun Beyrut'a kadar Lübnan'ı işgal ettiği
1982 yılına kadar uzanıyor. O dönemde, Fecr Kuvvetleri de dahil olmak üzere farklı ideolojik
eğilimlere sahip örgütler, İsrail işgali karşısında askeri operasyonlar gerçekleştirmişti. Bu,
Hizbullah’ın ortaya çıkmasından önceydi ve Hizbullah, yavaş yavaş ‘direnişi’ kendi kontrolü
altına almaya başlamıştı. 1989 yılında, iç savaşı sona erdiren ‘Ulusal Mutabakat Belgesi’,
milislerin silahlarını Lübnan devletine teslim etmesini öngörmüştü. Bu nedenle, Hizbullah
dışındaki tüm partilerin ve silahlı kollarının gölgeye çekilmesi gerekmişti.
O zamandan bu yana Fecr Kuvvetleri adı yalnızca ara sıra kullanıldı. Ancak grubun
organizasyon yapısı içinde kaldı ve kendi bütçesi vardı. Cemaati İslam’ın askeri kanadı ‘Fecr
Kuvvetleri’ kimdir? Kim tarafından komuta ediliyor? Çatışma hattına nasıl girdi Gerçekten
güney sınırında operasyonlar mı yürüttü, yoksa operasyonları birileri mi yürüttü ve
sorumluluğunu Cemaati İslam mı üstlendi?
‘Fecr Kuvvetleri’nin ilk ortaya çıkışı, İsrail ordusunun Beyrut'a kadar Lübnan'ı işgal ettiği 1982
yılına kadar uzanıyor. O dönemde, Fecr Kuvvetleri de dahil olmak üzere farklı ideolojik
eğilimlere sahip örgütler, İsrail işgali karşısında askeri operasyonlar gerçekleştirmişti. Bu,
Hizbullah’ın ortaya çıkmasından önceydi ve Hizbullah, yavaş yavaş ‘direnişi’ kendi kontrolü
altına almaya başlamıştı. 1989 yılında, iç savaşı sona erdiren ‘Ulusal Mutabakat Belgesi’,
milislerin silahlarını Lübnan devletine teslim etmesini öngörmüştü. Bu nedenle, Hizbullah
dışındaki tüm partilerin ve silahlı kollarının gölgeye çekilmesi gerekmişti.
O zamandan bu yana Fecr Kuvvetleri adı yalnızca ara sıra kullanıldı. Ancak grubun
organizasyon yapısı içinde kaldı ve kendi bütçesi vardı. Şarku’l Avsat’ın Majalla’Dan
aktardığına göre sözü edilen Cemaati İslam’ın, Fecr Kuvvetleri dışında bir de güvenlik teşkilatı
var. Bu teşkilatın görevi, Lübnan'ın askeri ve güvenlik birimleriyle koordinasyon sağlamak.
Hamas hareketinde, hareketin yurtdışında bulunan eski başkanı Halid Meşal'in
karardan dışlanmasının ardından Gazze'deki hareketin başkanı Yahya Sinvar ve siyasi ofisin
başkan yardımcısı Salih el-Aruri gibi yeni liderlerin yükselişiyle paralel olarak, Lübnan'daki
Cemaati İslam içinde de benzer bir mücadele sürüyordu.
Hamas, Cemaati İslam’ın örgütsel yapısında büyük bir etkiye sahip. Zira Hamas, son derece
güçlü bir finansal yapıya ve yüzlerce kişiyi bünyesinde barındıran geniş bir hayırsever ve
insani yardım kuruluşları ağına sahip bulunuyor. Bu nedenle, Cemaati İslam’ın onlarca örgüt
üyesi, Hamas’tan maddi yardım alıyor.

Filistin’de yaşananlarla ilgili bildiri ve bazı halk hareketleri dışında pratik ve saha
hareketlenmesi yok. Bugün İslam dünyasındaki hareketlerin hepsinin yeni bir
değerlendirmeye, değişimlerden istifade eden yeni bir İslami projeye ihtiyaçları var. Hala
siyasi, Partizan ve mezhepçi anlaşmazlıklara devam edildiği sürece geçmişin esiri olunacaktır.
ABD, AB ve İsrail’in ahlaksız siyasetlerine/ vahşetlerine destek sunarken, maalesef
İslam ülkeleri entelektüellerinden de zaman zaman bu kadroya katılanlar az olmakla birlikte
suskunluğu tercih edenlerin sayısı bir hayli fazladır. Entelektüellerde, yaşanan hayal kırıklığı,
acizlik ve sessizlik halleri yanında, Filistin davasına sahip çıkarak, içimizi serinleten vicdanlı
entelektüeller var. Muhammed Abid el- Câbiri ile Tha Abdurrahman’dır. Özellikle
Abdurrahman “ genç olsaydım Aksa direnişinde savaşçı olurdum” diyebiliyordu.
Yazımızı insanlık dramı yaşandığı Filistin yerine ülkemizde olsaydı bize ne olurdu
sorusuna cevap arayarak noktalayalım. Hemen belirtmeliyim ki iktidarın getirdiği 13 milyona
yakın( değişik sayılar var) göçmenden İnternete düşen görüntülerden bir örnek: Bir Suriyeli
dükkan açıyor. İş isteyen birine ben yabancı işçi çalıştıramam diyebiliyor. Bu cesareti nereden
alıyor. Sosyal medyada dolaşanlara göre İslam dünyasına sığınmacı olamayacağımız bilgileri
dolaşıyor.( Sosyal medyaya inanmayalım diyoruz ama arkası kesilmiyor ki). Ülkemi
yönetenlerin bizlerin vergileri ile besledikleri bu sığınmacılara karşı daha hassas olmaları,
Başka Türkiye olmadığı gerçeğini ne zaman hatırlayacaklar. Saygılarımla
İbrahim Ayan

Not: Bu yazı Arap gazeteleri taranarak yazılmıştır.
( Arabi 21.Com- Katar gazetesi-Şark, BAE gazetesi
El- İttihad)